
ÇALIŞMALARIMA DESTEKLERİNİZ İÇİN,
GÜNCEL BANKA IBAN NUMARAM:
https://muratyataganbaba.com/iletisim/
ADRESE TESLİM SİPARİŞ:
“Barış Manço” konulu kitaplarımı sipariş vermek için:
https://www.sahibinden.com/arama?viewType=Gallery&userId=aCBsP749TZvSw7pG9Kbw8rQ

Araştırmalarım’dan – 149 | Toplum-Karakter
Türk Toplumu’nun “Kurtulması Gereken” Karakteri:
BARIŞ MANÇO’NUN “BAŞARIYA
ODAKLI MUTLULUK” ELEŞTİRİSİ!
“Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı / Barış Manço Destanı” kitabımda “BARIŞ MANÇO ve FUTBOL” başlıklı bir makalem var. Bu kitabım 2006’da basılmıştı, şimdi ise -yıllar içinde yaptığım araştırmalarım sonucunda- bu konuda değil makale, “başlı başına bir kitap” olacak kadar çok yazılarım var. Belki futbol üzerinden verdiği bu “müthiş mesajlar” için birgün kitap olarak da yayınlarım… Onlardan birinin özetini bu yazımda paylaşmak istiyorum:
Ampute ilk defa duyduğum bir kelime. Fransızca’ymış ve “ameliyatla çıkarılmış” demekmiş. Türkçe anlam olarak da “ameliyatla bir uzvu kesip-almak” demekmiş! Milli Takımımız’ın kalecisinin “kolu”nun biri yoktu. Kelimeyi ilk duyduğumda ve fotoğrafı gördüğümde “herhalde engelli doğanlar” dedim, bu yazıyı yazarken kelimeyi araştırırken öğrendiğime göre, “engelli doğmamış ama sonradan bir takım sağlık sorunlarından dolayı vücudundan bazı uzuvlar kesilmiş” insanlardan oluşuyor olmalı bu Milli Takım…
Çünkü bunlar “engelli sporcular” sayılmıyorlarmış ve “şampiyon” oldukları halde diğer şampiyorlar gibi 250’şer Cumhuriyet Altını alamıyorlarmış. Hürriyet gazetesiden “özetleyerek” aktarıyorum:
“Spor Hizmet ve Faaliyetlerinde Üstün Başarı Gösterenlerin Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik”e göre ödüllendirilecek spor branşları belirlenmiş. Olimpik, paralimpik (engelli sporlar) ve deaflimpik (işitme engelli sporlar) spor dalları… …İşte Ampute Milli Takımız’ın önüne tam da burada çıkıyor engel. Ampute Futbolu ”Paralimpik Oyun Branşları’ndan biri” olarak sayılmıyor. Dolayısıyla ödül yönetmeliği’ne göre “devlet’in şampiyonlarımızı ödüllendirmesi” mevzuat gereği mümkün değil. (10.10.2017)
“Cumhuriyet Altını kaç para” diye baktım, -2017 itibariyl 1.000 TL civarıymış, 250 tanesi 250.000 TL civarı ediyor. “Devletin yönetmeliği”ne takılan bu parayı / karşılığı İşadamı Ali Ağaoğlu bu şampiyonlarımıza vermiş:
.
ALİ AĞAOĞLU’NUN, AMPUTE MİLLİ FUTBOL TAKIMI
OYUNCULARI’NA BİRER “EV” HEDİYE ETME “GEREKÇE”Sİ!
Türkiye’nin şu dönemde birlik, beraberlik ve dayanışmaya daha fazla ihtiyacının olduğunu vurgulayan Ağaoğlu; “Türkiye‘nin iç ve dış düşmanlarla boğuştuğu, en fazla birliğe, beraberliğe, dayanışmaya ihtiyacı olduğu bir dönemde o dağ gibi yürekleriyle, katıksız ve karşılıksız vatan sevgileriyle bu ülke insanlarını bir yumruk gibi birleştirdiler. Türkiye bu aslanlar için bölgesel, siyasal, etnik farklılıklarını, hiç düşünmeden ay-yıldızın çevresinde birleşti.” diye konuştu. (“Sözcü” Gazetesi / 11.10.2017)
Ali Ağaoğlu’na “teşekkür” ederiz. Fakat haberi okurken “gerekçesi” dikkatimi çekti. Diyor ki “Türkiye bu aslanlar için bölgesel, siyasal, etnik farklılıklarını, hiç düşünmeden ay-yıldızın çevresinde birleşti.” Ondan önce de “Türkiye’nin en fazla birliğe, beraberliğe, dayanışmaya ihtiyacı olduğu bir dönemde” diyor!
İyi güzel de, Türkiye “bu tür başarıları” binde bir yaşayabilen bir Ülke…
Bir Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonu olduğunu hatırlıyorum, o da taaa Cilalı Taş Devri’nde… Bir Naim Süleymanoğlu’nun Halter Şampiyonluğu’nu hatırlıyorum (ki onda bizim hiçbir katkımız da yok, Bulgaristan’da yetişti, sonra Turgut Özal kaçırıp, örtülü ödenekten Bulgarlar’a para verip Süleymanoğlu’nu Türk Vatandaşı yapıp olimpiyatlara soktu) o da taaa Yontma Taş Devri’nde…
Var mı başka hatırladığınız “bu tür bir şampiyonluk”… Yok!
Gelelim spordan sanata… Orada zaten “hepten” dünya kervanında arkadan “nal” topluyoruz! Bunu bizzat Cumhurbaşkanı da itiraf etti:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’nin eğitim ve kültür-sanat alanında ‘arzu edilen seviyeye ulaşamamış’ olması nedeniyle üzgün olduğunu” belirtti. (“Meb Personel” Sitesi / 28.06.2016)
Son yıllarda Selda Bağcan’ın şarkıları dünyanın değişik ülkelerinde dinleniyormuş ama bunun “bütün Türkiye’yi coşturan” bir tarafı yok! En son bir Sertap Erener’in “Eurovizyon Birinciliği”ni hatırlıyorum insanımızı böyle sevindiren.
“Daha çok konuşulan ve Türkiye’yi gururlandıran” sanat olayı olaraksa, “Barış Manço’nun Japonya Konserleri”ni hatırlıyorum sadece… O da taaa “tekerleğin icat edildiği” yıllarda…
.
TÜRK HALKI “OLMAYACAK DUA”YA
AMİNİ “MARİFET” SANIYOR!
O halde “ne”ymiş?! Türkiye’nin ister sporda ister sanatta –Cumhurbaşkanı’nın da ifadesiyle- öyle iki de bir BÜTÜN ÜLKEYİ sevince boğup “kucaklaştıracak” başarıları yokmuş! E yoksa VE BİZİ “ANCAK BUNLAR” MUTLU EDİP BİR ARAYA GETİREBİLİYORSA; biz ha bire “birlik-beraberlikten” uzak yaşayacak ve “kucaklaşmak” yerine ha bire “birbirimizi yiyeceğiz” demektir!
O halde “mutluluğu” veya “birlik-beraberliği” İLLA-Kİ “BÜYÜK BAŞARILAR”A BAĞLAMAK çok ama “çok” yanlış!
Bu yanlış; sadece Ağaoğlu’nda değil, halkımızda da var… Kitle bir biçimde “biz ancak ya şampiyonlukta, ya Gezi Direnişi gibi olaylarda falan ancak bir araya gelebiliriz” psikolojisi oluştu… Bundan “kurtulmamız” lazım. Peki “ne” yapmalı, bu psikolojiden “nasıl” kurtulmalı?
Benim bildiğim bunun “çaresi”ni bir Barış Manço söyleyip-yazdı! Hazır konumuz “futbol”daki şampiyonluk ve “Türkiye’nin mutlu olup kucaklaşması”yken bunu “hatırlatayım” istedim, çünkü Barış Manço da “futbol” üzerinden bu konuyu ele alıyor ve “yanlışlığı”nı vurgulayıp “alternatifini / çözümü”nü anlatıyor, “özetleyerek” aktarıyorum:
.
BARIŞ MANÇO: TÜRK HALKI “MUTLULUK ve
BİRLİKTELİK” ANLAYIŞINI DEĞİŞTİRMELİ!
1962’de Aziz Nesin ağabeyimizin çıkardığı “Zübük” Gazetesi’nin sloganı böyle idi: “Ne sağcıyız, ne solcu, futbolcuyuz futbolcu!”.
Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan vatansever Macar Prensi Rakotzi’nin Tekirdağ’daki evini kaçımız ziyaret etti bilmiyorum ama Macarları 3 – 1 yendiğimiz o meşhur maçtaki gollerimizi Lefter (2) ve Metin’in (1) “kaçıncı dakikalarda ve hangi pozisyonlarda attıklarını” herhalde hepimiz ezbere biliyoruzdur… Demek ki Aziz ağabey haklı.
Geçtiğimiz haftalarda önce Galatasaray, ardından Milliler, daha sonradan da Naim’in rekorları derken, HER BAŞARILI SPOR OLAYININ SONRASINDA GÖRÜLEN MİLLİ BERABERLİK RUHU YİNE NE GÜZEL SIMSICAK SARMALAMIŞTI HEPİMİZİ. ARADAN BİR HAFTA DAHA GEÇİP HAYAT NORMALE DÖNÜNCE, her an pusuda bekleyen terör, yolsuzluk, enflasyon ve politik uyuşmazlıklar birer karabasan gibi “tekrar gündeme” gelince, acaba, diye düşündüm: Ülkemizin üzerinde dolaşan bu karabulutları, “kendi ürettiğimiz negatif elektrik” mi oluşturuyor?
Hayalet Avcıları (Ghostbusters) filmini hatırlarsınız: New York şehrine hakim olan kötü ruhlara karşı kent halkı “elele tutuşarak şarkı söylemiş ve topluca bir pozitif enerji yaratarak” şehri kurtarmışlardı.
Evet, Galatasaray’ı seviyoruz, Millilerimiz, Naim’i çok seviyoruz… …Hepsini, hepsini çok seviyoruz ama “ONLAR OLMADAN da birbirimizi sevmeyi” neden denemiyoruz?
Haydi bi gayret! “İlle de büyük heyecanlara” gereksinim duymadan uzatalım ellerimizi! Bütün zorluk da, galiba, “ilk hareketi kimin yapacağının” bilinmemesinde?.. İşte o ilk hareketi “siz” yapın! Büyüklük sizde kalsın!
2000’li yıllarda ülkemizin en büyük ihtiyacı pozitif düşünce ve beyin elektriğinin “birlikte” yaratacakları “sevgi” olacaktır!.. (“Milliyet Gazetesi / “Oku Bakiim” Sayfası / 21.11.1993)
.
“ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” NEYSE, “ŞARTLI MUTLULUK”
veya “KOŞULLU KUCAKLAŞMA” DA ODUR!
Barış Manço bugün yaşamıyor ama 24 yıl önce yazdığı bu Yazı, sadece yazdığı Dönem’de değil, bugün de bizim için adeta “çölde vaha”… Çünkü “bölücü terör”ün de “dinci terör”ün de, “ekonomik terör”ün de “tek çaresi” bu: “BÜYÜK BAŞARILARA” BAĞLI OLMADAN “bir araya gelebilmek”te ve bu “birlik-beraberlik içinde” Türkiye’yi kalkındırmakta!
“Öğrenilmiş çaresizlik” gibi bir şey bu “şartlanmış mutluluk” veya “kuşullu kucaklaşma”, hatta daha da beter!… “İlla şu başarı olursa mutlu olur ve birbirimizle kucaklaşırız” şartlanmışlığından kurtulmalı ve “mutlu olup bir araya gelebilmemiz için bunlara ihtiyacımız yok” diyebilmeliyiz, bunu “önce kendimiz”e öğretmeliyiz, sonra da Sonraki Nesillerimiz’e…
Yoksa hepimiz “bu yurdun evlâtları” olsak da; bırakın önümüze çıkarılan “dış kaynaklı engelleri aşmayı” falan, “kendi içimizde kendi kendimize çıkardığımız engelleri” bile aşamayız!… Tıpkı Aşık Veysel’in de altını çizip dikkat çektiği gibi:
Nedir bu kavgalar, çirkin dövüşler,
“Yolumuza engel” olur bu işler,
Hepimiz bu Yurt’un evlatlarıyız!
.
.
————————————
Murat Yatağanbaba | 11.10.2017
————————————

