“Menderes İstanbulu”ndan “Atatürk Anadolusu”na Dönemedikçe!

“MENDERES İSTANBULU”NDAN VAZGEÇİLMELİ

İVEDİ “ATATÜRK TÜRKİYESİ”NE DÖNÜLMELİ!!!

Doğu’daki 10 şehrimizdeki depremden sonra, gözler yeniden beklenen “Marmara Depremi”ne ve dolayısıyla da İstanbul’a döndü. Bu konuda uzmanların söyledikleri iki şey var: 1- Büyük deprem “ihtimali” var, 2- Deprem olacak ama sadece “sonradan doldurulan yerler” ağır hasar görecek. Oraları da “isim isim/ilçe ilçe” söylüyorlar… Buradaki “sonradan doldurulan yerler” birden fazla anlama geliyor… “Sahillere beton dökülüp ilçe kondurulan yerler” de giriyor, “aşırı yığılma sonucu çarpık/uyduruk yapılanan yerler” de…

Herkes insanları “gece-kondu” yapmakla suçluyor ama Türkiye’de devleti yönetenler onları da geçerek resmen “ilçe-kondu” yaptılar İstanbul’un her tarafına! Daha doğrusu buralar bildiğin “getto-kondu” oldular. Tarihi güzelliklerinin yanında gettolarıyla da dolu ve ünlü artık bu şehir.

İstanbul’da olacak olan depremin “bu kadar konuşulması” nüfusu ve dolayısıyla da ekonomi ile ilgili… Yoksa dünya tarihi boyunca ve halen de meselâ ege bölgesinde “daha çok” deprem oluyor. Doğduğum Denizli’den tutun da bölgenin en büyüğü İzmir dahil, İstanbul’a göre “daha riskli” şehirler…

İstanbul’da -düşük ihtimalli de olsa- büyük deprem olursa, daha doğrusu aşırı yığılma ve doldurulan sahiller, ilçe-kondular yüzünden yıkımın “faturası ağır” olursa, Türk ekonomisi çöker! Bunun anlamı da “Türkiye’nin bağımsızlığı” yok olur. Çünkü Türk ekonomisinin “yarısı” İstanbul’dan dönüyor, nüfustan da her 4-5 kişiden 1’i İstanbul’da yaşıyor.

.

İSTANBUL “MENDERES SİYASETİ”YLE ŞİŞTİ!

Bu “böyle”yse, ne yapmak gerekir. Bana göre en doğru tesbiti yapan, daha doğrusu aktaran Prof. Dr. Celâl Şengör oldu:

Programa gelmeden önce eski dostum Hamdi Topçu bey aradı, “İstanbul’da 20 milyon kişi yaşıyor, bu olmaz, çünkü bir deprem anında bu kadar insanı kurtaramazsın, nüfusu yarıya düşürmek lâzım, bunu düşünelim milletçe, n’apacağız?… Marmara çevresindeki sanayiyi taşımamız lâzım, deniz bir tek Marmara’da yok, bunları dağıtmamız lâzım” dedi. Yani aklın yolu gayet açık… Herşeyi İstanbul’a toplama hastalığı Menderes ile başladı. (“Tolga Işık ile Az Önce Konuştum” Programı | “Tv. 100” Kanalı | 07.02.2023 | 34:10 – 35-02)

.

“ATATÜRK TÜRKİYESİ”NE DÖNMELİYİZ!

İçinizden “aaa, biz bu çözümü ‘yıllar önce’ Yatağanbaba’dan okumuştuk” diyenleriniz oldu mu, olmuştur. Hatırlayamayanlar da birazdan yazımdan yapacağım alıntıyı okuyunca hatırlayacaklardır. Celâl’in Hamdi’den aktardığı bu fikir, -kendisi belki bilmiyordur ama- “Mustafa Kemâl Atatürk”ün fikri… Bu “yanlış siyaset/şehirleşme”den “belli bir plan-program” dahilinde vazgeçip Atatürk Türkiyesi’ne dönmemiz, yani “imkânları belli şehirlere yığmaya” son vermemiz gerekiyor.

“Nasıl yapacağımız”a dair önümüzde “somut örnek” var, o da “Atatürk Fabrikaları”dır. Dünya ekonomistlerinin tam ifadesiyle söyleyecek olursam, dünyada öncesinde bir örneği olmadığı için “Atatürk Tipi Fabrikalar” dedikleri fabrikalar… Bahsettiğim yazımdan ilgili bölümü hatırlayalım:

Fabrikalar “dengeli bir şekilde Anadolu”ya yayıldı. “Ankara ve İstanbul”da TOPLANMADI. Bunlardan birini anlatayım. Yabancı Ekonomiciler bu fabrikalara “Atatürk Tipi Fabrika” diyorlardı. Çünkü sadece fabrika yapılmıyor, fabrika ile birlikte işçi ve mumur lojmanları, kreş, revir, yemekhane, lokanta-gazino, konferans-tiyatro salonu ve spor alanları yapılıyor. Eğer yakında ilkokul yoksa, okul da yapılıyor. Toplantılar, piknik, spor karşılaşmaları düzenleniyor. Filmler gösteriliyor, tiyatro grupları geliyor.

Atatürk tipi kalkınma iki ayaklı bir kalkınma tipidir. Bir bilim adamının deyişi ile “topyekun” kalkınmadır. Birinci ayak maddi kalkınma (fabrikalar, köprüler, yollar vb.) ikinci ayak ise sosyo-kültürel kalkınmadır. (Eğitim, sanat, spor, medeni kanun vb.)

Bu kalkınma hızımız, 1923-1938 arasında ortalama % 10’du. Sanayileşme hazımız ise % 19’du. Bu “dünya rekoru”dur. Sanayileşmede Japonya’dan önde gidiyorduk. (Turgut Özakman | Röportajı Yapan: Uğur Dündar | “Sözcü” Gazetesi – 29.09.2018)

Şimdi Atatürk’ün yolundan gidilse ve bahsedilen bu “maddi ve kültürel değerler” Anadolu’da kurulsaydı, 20 milyon insan İstanbul’a yığılır mıydı? Niye yığılsın? Büyükşehirdeki fabrika da, eğitim de, sanat da, spor da hepsi “kendi şehrinde/ilçesinde” var! Hatta bırakın şehri-ilçeyi falan, Atatürk’ün çizdiği “Köy” planı bile bugün Avrupa’da bazı köylerde “birebir” uygulanıp-oluşturuldu.

.

TÜRKİYE’DEKİ SERVETİN TAM

% 70’İ KÜRT KARDAŞLARIMIZDA!

Adnan Menderes’ten kalma bu çarpık şehirleşme/belli yerlere yığılma yerine, Kürt işadamları Atatürk’ü örnek almalıydılar. Çünkü “kendi bölgeleri”ne yatırım yapmadılar ve Doğu ile Güneydoğu boşaltılıp İstanbul’a yığıldı. İstanbul’a ve belli bir-kaç şehre kurdukları fabrikalarını kendi bölgelerine kursalardı, o insanlar da oralardan kalkıp buralara gelmek zorunda kalmayacaklardı. Oysa ki bugün Türkiye’nin servetinin % 70’i Kürt kardaşlarımızda, “doğru bir ekonomi” ile aradan geçen 50-60 yılda Türkiye’de 10-20 tane daha “İstanbul karatında” şehir oluşturabilirlerdi.

Bu o kadar yanlış bir işti ki, günümüze geldiğimizde Türkiye’de 81 şehir var, bu 81 şehiri “sadece 10 şehrimiz” besliyor! Neden? Çünkü “yatırımlar/iş imkânları” 81 şehirden “sadece bu 10 şehire” yatırılıp-oluşturulmuş!

Türkiyemiz bu haliyle; “pazuları kalın” ama “bacakları çöp gibi” olan “hilkat garibesi bir vücut”a benziyor!!! Veya tam tersi, bacakları kalın ama kolları ince… “Böyle” bir vücut, istediği kadar süper-zeki olsun o “kafayı” taşıyamaz ki… “Sadece pazu” çalışıp-büyüterek vücut geliştirilmez, vücudun diğer organlarını da “eşit oranda” çalıştırıp-büyütmek gerekir!

Onun içindir ki; sanayi “sadece Bursa” ve bir-kaç şehirde olmamalı… Tekstil “sadece Denizli” ve bir-kaç şehirde olmamalı… Ekonomi-Kültür-Sanat-Edebiyat dahil “herbir şey” de İstanbul’da olmamalı. Atatürk’ün “bir bataklıktan ibaret” olan Ankara gibi bir yeri bile, “Atatürk Orman Çiftliği” dahil nasıl “bir çiçek bahçesi”ne dönüştürdüğü de, hatta o bataklıktan Türkiye’nin “başkenti”ni bile oluşturup-yaptığı da ortada.

Türk insanı “doğduğun yer mi” yoksa “doyduğun yer mi” vatanındır sorusu ve gündeminden/çelişkisinden/ikileminden kurtarılmalıdır. Ülkeyi yönetmeye aday olanlar; önümüzdeki 40-50 yıllık bir süreçte, belli bir plan-program dahilinde İstanbul’daki imkân ve yatırımları Türkiye’nin 81 şehrine dağıtmalı ve buradaki yığılmayı/şişkinliği indirmelidir. Bunun için işadamları vergi yoluyla (İstanbul’a çok yüksek, yatırımsız şehirlerde ise çok az veya hiç vergi alınmayarak veya daha başka yollarla) “ciddi teşvik” edilmelidir.

.

DEPREMİN “BİZDEKİ KAHRI”NIN AĞIRLIĞI,

“ATATÜRK’E İHANETİMİZİN” FATURASI!!!

Bu yapılarak Atatürk Türkiyesi’ne dönülmezse, bu yıllar içinde “Menderes Mezbelesi”ne dönmüş olan ülkemiz, artık ve daha çok “Menderes Mezarlığı”na dönecektir! Çünkü bu sistem ve şehirleşmeyle; 1- sürekli ve aşırı göçün de, 2- gettoların oluşması da, 3- çarpık yapılaşmanın da, 4- 1-2 katlı mutlu evler yerine 5-6 katlı apartmanların stresi de, 5- dolayısıyla bütün bunların sonucunda da bu belli yerlere yığılmanın faturasını meselâ Meksika’da 1 kişinin öldüğü “aynı şiddetteki” depremde bizde 1.000 kişinin ölmesiyle ödemek de “kaçınılmaz”dır!

Türkiye’nin diğer ülkelerle kıyaslandığında “aynı şiddetteki depremlere” rağmen “daha çok insanını” kaybetmesinin sebebi; Atatürk’ün “her aile kendini geçindirebilecek kadar bir toprağa sahip olacaktır” demesi ama ölmesi üzerine, kendisi de bir toprak ağası olan Menderes’in bunu engellemesi ve başımıza bir “İstanbul belâsı” açması yüzündendir. Çünkü (ayrıntısını bir sonraki yazımda anlatacağım gibi) “toprağı olmayan ve sömürülen” bu insanların göç edip İstanbul dahil bir-kaç “büyük şehirlere doluşması” bu yüzdendi ve kaçınılmazdı.

Atatürk’ün istediği yapılsaydı, bu insanlar köylerindeki toprağın “sahibi” olacak ve toprak ağaları tarafından “sömürülmeyecek”ler, “doğdukları yerde” mutlu-mesut yaşayacak, bu “topraklı cennetleri”nden büyük şehirlerin “betonlu cehennemi”ne doluşmayı akıllarından bile geçirmeyeceklerdi.

Ben üzerime düşeni yaptım ve bu kadarını yazıp-anlattım… “ATATÜRK VE DEPREM” konusunu ayrınıtılı araştırıp-incelemek üniversitelerimizin, icabını yapıp-uygulamak ise yöneticilerin işidir. Yani hiç konuşulup-tartışılmıyor ama bu yaşadığımız yıkımlar ve kaybettiğimiz hayatlar; “Atatürk’e ihanetimiz”in ağır bir faturalarıdır, -Allah’ın koyduğu kanun icabı- milyar yıldır zaten ola-gelen ve kıyamete kadar da süreceği bilinen “tabiattaki deprem”ler asla değil!

Posted Şubat 20, 2023 by yataganbaba