Kur’an’da “Düşünce Üretimi” Farzı – 1

Kitap Siparişleriniz ve Çalışmalarıma Destekleriniz İçin
İRTİBAT BİLGİLERİM ve GÜNCEL BANKA IBAN NUMARAM
https://atomic-temporary-65283257.wpcomstaging.com/iletisim/

Yazılarım’dan – 461 | Din – Düşünce

KUR’AN’DA “DÜŞÜNCE ÜRETİMİ” FARZI – 1

(“Düz-Yazı” aşağıda, “Foto-Yazı/Dergi” tadında okumak için, dizüstü bilgisayarınızdan küpürü tıkladıktan sonra yukarıdaki “+” işaretine bir-kaç defa tıklayarak “tam ekran büyüterek” okuyabilirsiniz…)

İslâm dünyasının asırlardır içinde kıvrandığı / girdabında döndüğü / feleğini şaşırdığı belâ hakkında şu veya bu gerekçe gösterilebilir… Fakat onların tamamı gider varır “tek bir sebep”e, o da “düşünce üretimi”ne… Yani İslâm dünyası ne çekiyorsa “düşünce üretememek”ten çekiyor. Çünkü nesiller düşünce üretiminin “Kur’an’ın farzı olduğu”nu bilmeden büyütülüyor.

Şu kadarını da söyleyeyim: Düşünce üretmek, “imandan bile önce” gelen bir farzdır!… Çünkü “düşünmeden” olan bir iman insanı -Kur’an’ın ifadesiyle- “yıkıcı bir iman” sahibi yapar. “Yapıcı bir iman” olabilmesi için, o imanın “düşünceden/akıldan geçirilmesi” İslâm’ın şartıdır.

.
🔻
“ŞARK KURNAZLARI”NDAN
DÜŞÜNCE ÜRETİMİ BEKLEMEK!

Kendisine “müslüman” diyenlerin bu farzı hem bilmemesi, bilenlerin de işine gelmediğinden uygulamaması, “şark kurnazlığı” denen “aşağılık karakterleri”nden de kaynaklanıyor. Çünkü “hazıra konmaya” alışmış, “cennete gitmeyi” de onun-bunun şefaatine bağlamış, Yüce Allah’ın “yeryüzünü imar etmeleri” için göndermesine rağmen yeryüzünün içine etmiş, imar edenlerinse hem bütün icatlarını kullanmış hem de “cehennemlik gâvur” ilan etmiş bir kitle görünümlü kütledir bu…

Neticede de; daha önce “İnsanlığın Sırtında Asalak Gibi Yaşamak” yazımda yazdığım gibi; kudurduğunda göbeğinden vurdurduğu iğneye, ateşi çıktığında götünden aldığı fitile kadar “yabancılara/gâvurlara mahkum olmuştur. Düşünceyi üretenlere bağlı ve bağımlı” 1,5 milyarlık bu kamburu, insanlık taşımaya mecbur mu?

ASIRLARDIR hazıra konup da düşünce üretmeye üretmeye bunu “nasıl üreteceğini bile” bilemez hale gelmiş olabilir. İyi de “nasıl düşünce üreteceğini bilebilmek” için bile “düşünce üretmek” gerekir yani bunun ‘hazır şablonu’ falan yoktur!

Bu yazımda, bunun “nasıl olacağı/olabileceği” konusunda üretilen 2 düşünceyi paylaşacağım. İlkini Bayraktar Bayraklı hoca “Kur’an”dan, ikincisini ise Hüseyin Atay hoca “tecrübesi”nden üretmiş:

.
🔻
BAYRAKTAR BAYRAKLI: HZ. MUHAMMED’İN KUR’AN’DA
İNSANLARA “DOĞRU DÜŞÜNME SANATI”NI ÖĞRETMESİ!

“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünsünler diye sana da bu Kur’ân’ı indirdik” (Nahl Suresi | 44. Ayeti)

Demek ki Kur’ân’ın indiriliş amacı, insanları düşün meye sevk etmektir. Ama insanlara doğru düşünme sanatını öğretecek olan Kur’ân’ı insanlara açıklayacak olan da Hz. Peygamberdir. Böylece ayet, Hz. Peygamber’in eğitimciliğinin amaçlarından birinin insanları düşünmeye sevk etmek olduğunu işaret etmiş olmaktadır.

İnsanları düşünceye sevk etmek, onlara doğru düşünme sanatını öğretmek için “konuları onlara iyi açıklamak” gerekiyor. İyi açıklanmayan konular üzerinde düşünmek imkânsızdır. Hem Yüce Allah’ın bildirgesi, hem de Hz. Peygamber’in uygulamasını-sünnetini bildiren bu ayeti günümüze getirirsek şöyle bir netice çıkartabiliriz:

Din eğitimcileri, özellikle Yüksek din eğitimi verenler hem öğrencilerine, hem de halka “doğru düşünmeyi ve onun yollarını” öğretmeli, “aklı harekete geçirme ve bu şekilde bilgileri kullanarak bir aydınlık çevresi” oluşturmalıdırlar. Yusuf Süresi’nin 108. ayetine göre Hz. Peygamber, Allah’a bu aydınlık üzere çağırıyordu. Bu aydınlık; aklı kullanmadan, düşünmeden ve bilgi sahibi olmadan elde edilemez.

Aklını kullanıp düşünmeyen Hz. Peygamber’in sünnetine uymamış olmaktadırlar. Onlar Hz. Peygamber’in sünnetinin kaynaklandığı Kur’ân’ı da göz ardı etmektedirler.

Yüksek din eğitimcileri “dogmatik ve dayatmacı bilgiler”le düşünen insan yetiştiremezler. Hz. Peygamber insanlara “akıllarını kullanıp düşünmelerini, doğru bilgilerle ufuklarını açmalarını” öğretirken, din eğitimini “beyin ve gönül daraltan” hale getirenlerin vebali büyüktür. Kur’ân ve onun eğitim yolunu izleyen Hz. Peygamber doğru düşünen, düşünce üreten insanları hedef almasına rağmen, niçin beyin ve gönüller daralıyor, dogmatik, hurafe düşüncenin bataklığında nefes alamıyor ve boğulur hale geliyoruz?

“Düşünmeyen”, “aklımı kullanamayan”, “düşünce üretemeyen” dar kafalı ve dar gönüllü insanlar dinlerini nasıl anlayacak, anlatacak, Müslüman olacak veya Hz. Muhammed’in ümmeti olmaya lâyık olacaktır? Düşünemeyen toplumların, düşünen toplumların hizmetçisi, ezileni, kullanılanı olmaya mahkûmdurlar. (“Kur’an’da Hz. Peygamber” Kitabı | Sayfa: 100-101)

.
🔻
HÜSEYİN ATAY: HEMEN DOĞRULAMAK
ve/veya YANLIŞLAMAK YANLIŞI!

Bayraktar hocanın bahsettiği “düşünce üretimi” olmayınca, insanlar üniversite bile okusalar, olacak olan “cehaletin tahsili”dir! Atay hoca bu adı taşıyan en ünlü ve önemli kitaplarından biri olan eserinde, “ilmin tahsili”nin OLMAZSA OLMAZINI şöyle anlatıyor:

Öğrencinin düzeyine göre ona yeni bilgiler verilirken bunlar üzerinde onu düşünmeye alıştırmak çok kolaydır. Bilim öğretilirken, düşünmeyi öğretmekten anlatmak istediğimiz bu yöntemdir. Yeni “bilgi üzerinde sorular” sormak, “ihtimaller” ortaya koymak, “cevapları ve ihtimalleri tartışmak” suretiyle öğrenciyi tartışmanın içine çekmek ve onu tam serbest bırakmak, verdiği cevapları, ileri sürdüğü ihtimalleri “hemen yanlışlamayıp ve doğrulamayıp” onlar üzerinde öğrencilerin görüşlerini tarafsız bir surette almaya çalışmanın “düşündürmenin en başarılı yöntemi” olduğunu düşünüyorum.

Böyle yapıldığı zaman, öğrenci yeni bilgiler üzerinde düşünmeye alışacaktır. Öğrenci düşünmeye ve alternatif fikirler üretmeye başlayınca “artık kendiliğinden” daha önceden bildiklerini ve inandıklarını da düşünecek ve onların alternatiflerinin olup olmayacağını aklından geçirecektir. “Onlar üzerinde de” sorgulamalar yapar ve sorular sormaya başlar. Öğrenci bunlara cevap vermeye heveslenir, böylece kendi kültürünü değerlendirmeye, yanlış olanı ve doğru olanı araştırmaya ve tartışmaya başlaması ile “düşünmeye yetkin” hale gelmiş olur. Zamanla her bilgide ve hatta her yeni bir şey düşünmesinde doğrunun ve yanlışın ne olduğunu ve nasıl olduğunu görüp bir karara varma özgürlüğünü de elde eder. (Baskı: 6 | Sayfa: 241-242)

.
🔻
MONTESSORİ: NESİLLER TESTİ DEĞİL, “PINAR” OLMALIDIR!

Atay hoca biliyor mu bilmiyorum ama bu tecrübesi, 1952’de ölen Montessori’nin tezi… Diyor ki: “Çocuk doldurduğumuz bir testi değil, ‘bir pınar’ olmalıdır. Montessori yöntemi/pedagojisinde kendi tercihini yapan çocuk, pasif bir şekilde bir yetişkinin ‘öğretmesini’ ya da ‘düzeltmesini’ beklemek yerine, ‘kendi hatalarından ders çıkartark’ öğrenir…”

O halde çocuklarınızı, dolayısıyla da nesillerimizi “100 salavat çek cennette 100 tane huriyi kap” diye “din” anlatan hoca adlı seks manyağı ‘aşağılık ve de ALÇAK dinciler’den koruyacak, onları Kur an’ın bu ‘düşünce üretimi’ farzıyla büyüteceksiniz!

Bunun yolu da Bayraktar ve Atay’dan okuduğunuz gibi şu:

1- Dini ve hayatı dogmatik ve dayatmacı bilgiyle değil, “hür akılla düşünerek” yaşayarak!

2- Çocuğun fikrine hemen taraf ya da karşı olmak yerine alternatifini de aramasına, yani “düşünce üretiminin devamı”na teşvik ederek!
.
.
————————————
Murat Yatağanbaba | 07.07.2023
————————————
.
.

Posted Temmuz 14, 2023 by yataganbaba