
.
.
KİTAPLARIMI “ADRESİNİZE TESLİM” SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ. AFİŞİ TIKLAYIN:

KUR’AN AYETİ ve JAPON BİLGESİ!
Bu ilk defa olmuyor. Daha önce de defalarca oldu, o da; bazı Kur’an ayetlerini müslüman OLMAYAN “filozoflar”dan okuduklarımla anlamaktı!… Onun içindir ki, üstünde çalışmakta olduğum kitaplarımdan birinin adı “Kur’an’ın Felsefi Tefsiri”… Bu yazımda onlardan birinin özetini öğreteceğim.
ERKİN KORAY: ÖFKEDEN KURTULMAK!
DİNLEDİĞİM ŞARKIDA ŞÖYLE DENİYORDU: Bir tutam öfke takılır kalır içimde, kurtulamam atamam bu öfkeyi içimden, binlerce hile binlerce hurda varken, bunları unutamam namert cirit atarken! Bir tutam öfke sarar damarlarımı, öfke taştan katı yoksa keskin satır mı, sanki bir gün gelir öfke bir kâbus gibi, öyle bir yerleşir içimden gitmez gibi! Seninle bir olalım, kurtulalım atalım, bu bitmeyen öfkeden gel kurtar beni!” (Erkin Koray | “Öfke” Şarkısı | Söz-Beste: Ferhat Aktaş | “Gün Ola Harman Ola” Albümü | “Mega” Müzik – 1996)
OKUDUĞUM KİTAPTA İSE ŞÖYLE YAZIYORDU: Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz! Kötülüğü, en güzel tavırla sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir. (Kur’an-ı Kerim | “Fussilet” Suresi – 34. Ayeti)
Şimdi; şarkıda “namertlere öfkelen bu öfkeden kurtulmak istiyor” ve “gel kurtar beni” diyor. Yani “nasıl kurtulacağını” bilmiyor. Ayette ise “kötülüğü iyilikle sav” diyor ama “bunun nasıl yapılacağını” söylemiyor. Ayeti okuduğumda aklımdan bir şeyler geçti ama şu an bu yazıyı okuyan hepinizin aklından geçtiği gibi “çok sıradan” şeylerdi. Onun için ayetle ilgili araştırmalarım devam etti/anlamını anlamak için zamana bıraktım.
Uzun yıllar bir sonuç alamadım, belki 10 yıl falan geçti. Dün ise başka bir konuya çalışırken beynim “alarm” verdi, ayetin anlamını bulmuştum. Uzun yıllar geçmişti, ayetin anlamını bulduğum yer de “çok uzakta”ydı, taa Japonya’da. Olay bir Japon bilge ile meraklı bir genç arasında geçiyordu ve şöyleydi:
BİLGE JAPON’DAN ÇAYLAK JAPON’A: “ÇİZGİYİ KÜÇÜLT!”
Sahilde bilgeye rastlayan genç “sizin yanınızda biraz kalıp bir şeyler öğrenebilir miyim” diye sorduğunda, bilge kişi “olabilir ama önce buna kapasite/potansiylel var mı onu ölçelim” diyerek, bir çubukla kumların üstüne 1 metrelik bir çizgi çizip “bunu küçült” der! Genç düşünür ve çizginin yarısını silerek “işte küçülttüm” der! Bilge kişi “sen hazır değilsin, sana 2 ay süre, git düşün ve tekrar gel” der. 2 ay sonra genç gelir ve bu defa çizgiyi silmez ama eliyle kapatır ve “işte küçülttüm” der. Bilge kişi “gene olmadı, git bir 2 ay daha düşün ve tekrar gel” der. 2 ay sonra tekrar gelen genç “ben bu işi çözemedim” deyince, bilge kişi o 1 metrelik çizginin yanına 2 metrelik bir çizgi çizer ve “işte küçüldü” der!!! “Biz var olanı yok ederek değil, kendimize ait olanı var ederek onu küçültürüz” diye de ekler!
Bu Japon bilge ile genç arasında geçen olayı yorumlayan Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün şu tesbiti yaptı:
“Kötülükle mücadele etmenin yolu, kendindeki iyiliği-iyilikleri artırmak-büyütmektir. Onun için Kur’an ‘değer’i yeterli görmez ‘fazilet’ de ister. Aralarındaki fark; değeri felsefi bir terimdir bilgi yüklüdür, fazilet ya da erdem ise o bildiğiniz şeyin hayat bulmasıdır, yani YAPILMASIDIR, Kur’an’ın bütün derdi bu: Sadece bilmeyin, YAPIN! Sadece ‘iyilik şudur’ diye tanımlamayın, iyi OLUN, iyi olana kaynaklık edin! (Akabe Vakfı “Aile Buluşması” Etkinliği – 2025)
Japon bilgeden Türk profesöre bir konu “bu kadar” mı güzel anlatılır, bilgenin çaylak Japon’a “çizgiyi yok ederek değil, kendin daha büyüğünü çizerek küçültmek” dersi de, Şaban hocanın bunu yorumlaması da “inanılmaz” ufuk açıcı.
Bu “aynı sonuç” -aşağıda okuyacağınız gibi- Bayraktar hocada da var. Hatta fazlası da. Çünkü hem “nedeni”ni hem de uygulamadaki “bir diğer anlamı” da öğretiyor:
PROF. DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI: “ÇARE: İŞLEDİĞİN
GÜNÂHDAN ‘DAHA FAZLA’ İYİLİK YAPMAK”TIR!
“Biz iyiyi öğretip yayar ve hayata geçirilmesini temin edersek kötülükle mücadele vermiş, onun faaliyet alanını daraltmış oluruz.” (“Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri | Cilt: 17 | Sayfa: 131 | Baskı: 2 | “Bayraklı” Yayınları – 2007))
Bayraktar Hoca bunu/ayeti “şartlara teslim olmak” ve “şartlara hakim olmak” olarak da kıyaslayıp-açıklıyor:
ŞARTLARA HAKİM OLMAK: “Böyle bir davranış, kişinin şartların altında kalmayıp şartlara hakim olduğunu ifade etmektedir. Şartların kendisine hakim olması yerine kendisinin şartlara hakim olması, onları kontrolü altına alması sabrın anlamını vermektedir. İşte bu erdeme sahip olan insanlar, kötülüğe, iyilikle karşılık verebilir, düşmanlığı dostluğa çevirme gücüne sahip olabilirler. Bu erdemden nasibini alanlar bu değeri elde edebilirler. Sabretmek, bir gönül eylemidir. Bu eylemi gerçekleştiren gönül, insanı yücelterek ulaşması gerekene ulaştıracaktır. (“Aynı yer”den | Sayfa: 132)
“Yapılan kötülüğün üzerine kötülükle gitmek, gözükara bir öfkenin seline kapılmak, şeytanın kışkırtması ve vesvesesidir. Ama kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek, iyilikle onu savmaya çalışmak ilahî bir emrin hayata geçirilmesinden doğan bir erdemdir.” (“Aynı yer”den | Sayfa: 133)
Ayetin hikmetini bir de “başka açıdan” ele alıp şu tesbitte de bulunuyor:
KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVMAK – 2:“Kişi işlediği bir günahın ardından bir iyilik işleyerek o kötülüğünü, yani günahını sildirmesidir. Hud Suresi 114. ayetteki ‘iyilikler kötülükleri giderir’ ayetinde olduğu gibi. Bize göre bu ayetler hem ferdi, hem de sosyal manada iyiliğin, kötülüğün alanını daraltıp gücünü kıracağına işaret etmektedir.” (”Aynı yer”den…)
Konuyu bütün bunların üstüne bağdaş kurup-oturacak şekilde ifade edense, gene uzak-doğu’dan başka bir bilge olan Konfüçyüz olmuş ve şunu demiştir: “Karanlığa söveceğine, bir mum da sen yak!”
Öyle ya, “aydınlık” olunca karanlık otomatikman yok olacaktır.

