
MANÇO ve MAKYAVELLİ’DE “MÜBAH”LIK!
(İSLÂM’DA “KUDRET ve HÜCCET” KONUSU!)
Sokakta mikrofonu uzatıp “Makyavelli” diye sorsanız, alacağınız cevap “Makyavelli de nedir la, ‘Makarna’ mı, ya da bir ‘Makarna Markası’ falan mı” der % 99,99’u!… Çünkü Türkiye, Ortadoğu veya Avrupa Ülkeleri’nde yaşayan yığınlar Makyavelli’yi bilselerdi, ASIRLAR SÜREN ızdırapları çekmeyeceklerdi!
Aslına bakarsanız oran % 99,99 değil, % 90 çıkması gerekir! Çünkü Türkiye’nin nüfusu 80 Milyon, Mazhar-Fuat-Özkan’ın “Ali Desidero” Şarkısı is 8 Milyon tıklanıp-dinlenmiş Youtube’da. Bu da nüfusumuzun % 10’una denk geliyor. Şarkı’nın Sözleri’nin bir bölümü şöyle:
.
MFÖ’DE “MAKYAVELLİ” BAHSİ!
Diyor “Felsefe’yi sever misiniz?”,
Ali diyor “biz hep Dönerci’yiz!”
“Luther” diyor kız “Makyavelli”
“Şampiyon biziz” diyor Ali,
“Attığımız gollerden belli!…”
“Futbol” demişken, “15 yıl önce” yaşanmış bir “Futbol Olayını-Holiganlığı” Haberi’nde şunlar yazıyordu:
Fenerbahçe kulübü Futbol Şube Sorumlusu, eski milli futbolcu Cemil Turan. önceki gece beş kişınin saldınsma uğradı. Kimliği beürsiz saldırganlar Cemil Turan ve yanında bulunan arkadaşlan KaanTomaç ve Orhan Se>ilmiş’i dövdükten sonra çeşitli >erlerinden bıçaklayıp kaçü. Saldır ganlann fanatik Beşiktaş taraftan olduğu öne sürülürken, bir başka iddiaya göre ise Turan kulüp içindeki çekişme nedeniyle bıcaklandı. (“Cumhuriyet” Gazetesi / 15.12.1993)
Bu Haber’i “neden” aktardım. Çünkü çok enteresandır, Barış Manço da Makyavelli’yi MFÖ gibi “Futbol bağlamında” ele aldı:
.
BARIŞ MANÇO’DA “MAKYAVELLİ” BAHSİ:
Cemil Turan’ın başına gelenleri gazetelerde okudunuz. Ben olayı “basit bir holiganlık” örneği ya da “Fanatik taraftarların bir anlık öfkesi” olarak göremiyorum. Cemil Turan gibi adını altın harflerle Spor Tarihi’ne yazdıran bir “Futbol Adamı”nı “bacağından” bıçaklamakla, Pavarotti ya da Michael Jackson’ın “ses tellerine kezzap dökmek” arasında hiçbir fark yoktur.
Tanrı’nın bir lütuf olarak “bazı kullarına bahşettiği ayrıcalıkları” hedef almak ve o “özellikler”e saldırmak, olsa olsa “Planlı-Programlı Makyavelik bir Cinayet Örgütü’nün bilgisayarla hesapladığı bir eylem”dir! Böyle bir durumda da Cemil Turan’ın yaralayan kişilerin zeka seviyelerinin “bir hayli yüksek” olması gerekir.
Ha “başka alternatifler” de olabilir mi, olabilir tabi… Herhangi bir alanda ipi göğüsleyen, zirveye ulaşan ve zaman zaman bütün bir ulusu sevince boğan kişilerin “başarılarını paylaşma” erdemini gösterememek, ya da ne bileyim “SEVGİDEN HOŞGÖRÜDEN ARINMIŞ” BİR DÜNYADA ÜSTÜNLÜĞÜNÜ KANITLAMAK İÇİN ŞİDDETE BAŞVURMAK vs vs gibi… Ama bunları kabul etmek o kadar ağrıma gidiyor ki deve kuşu gibi kafamı kuma gömüyor ve “acaba Makyavel de mi Holigan’dı” diyorum!!! (“Milliyet” Gazetesi / 19.12.1993)
.
MAKYAVELLİ: AMACA ULAŞMAK İÇİN “HER YOL” YASALDIR!
İsterseniz size Makyavelli’nin “lakırtıları”ndan bir kaçını sayayım ki, bu adam kimdir, ne ayaktır öğrenin ve MFÖ ile Barış Manço bu adamı “neden” gündemelerine almış anlayın:
İnsanlar genel olarak kötüdürler, bu nedenle de HER TÜRLÜ KÖTÜLÜĞÜ HAK EDERLER. (Günümüzde devletlerin “kendi vatandaşlarına karşı savaş açması” bu düşüncenin eseridir)
Kötü olan amaca ulaşmak için yapılması gereken, kötülük değil, KÖTÜLÜĞÜ BECEREMEMEKTİR VE KINANMASI GEREKEN DE BUDUR. (Diktatörlerin “başarısızlığına rağmen” bu yolda ilerleyenler, “geçmiştekilerin yeterince kötülük yapamadıklarına” inanır)
Amaca ulaşmak için her araç yasal ve ahlakidir. (Makyavelizm’in kökeni)
Devletin yüksek menfaatleri için İŞLENEN SUÇLAR, CİNAYETLER, YAPILAN İŞKENCELER YASAL VE AHLAKİDİR. Kısacası devlet gücünün kötüye kullanılmasını önleyecek ne yasal, ne ahlaki, ne de dini bir sınır vardır. (Günümüzdeki birçok devletin ortak pratiği)
Bir yer işgal edildiğinde, İNSANLAR YA ELDE EDİLMELİ YA DA ONLARIN KÖKÜ KAZINMALIDIR.
İşte böyle diyor “Siyaset Bilimi’nin Kurucusu” dedikleri Makyavelli!
Yani Türkçemiz’e de yerleşen “başarıya giden yolda herşey mubahtır” şeklindeki “Aşağılık Düşünce”nin Babası Makyavelli’dir. Açık açık “vurun-kırın, ezin-horlayın, böylece bu kudretle insanları yönetin” diyor. Daha da üzücü olanı, bu Makyavelli’ye “Siyaset Bilimi’nin Kurucusu” diyenler de var. Hatta “Realist / Gerçekçi” diyen de… Çünkü bu “çarpık-sapık mantık” da Türkçemiz’e “Deve’yi diken, insanı s………n” diye yerleşti. “İnsanlara iyilik yaramaz” diye de geçti… Yani vurup-kırıp, ezip-horlayıp, haklarını yiyip, kudret sahibi olmak” marifet ve mübah görülür oldu.
.
BARIŞ MANÇO’DAN MAKYAVELLİ’YE: HELE DESTUR!
Fakat Barış Manço öyle görmüyor ve özelde Makyavelli’yi, genelde de bu zihniyeti benimseyenleri Şarkısı’nda konu ediyor. Yani “Makyavelli Eleştirisi”ni sadece “Yazı”sında değil “Şarkısı”nda da yapıyor Barış Manço:
Hele Destur! Maaşallah, “bu ne kudret” böyle!
Hele Destur! Zayıfları “ezmedin mi” söyle!
Hele Destur! Gözümüz Allah daha iyi etsin,
Ama “paylaş”, gel beni dinle, ardından herkes dua etsin!
(“Dıral Dede’nin Düdüğü” Şarkısı / “Mega Manço” Albümü / 1992)
Yani Barış Manço Mülk ve Saltanat / İdare ve Yönetim’in, insanları baskıyla-zorlamayla-horlamayla-ezmeyle yani “kudret”le değil, paylaşımla, insanca, uygarca, sosyal adaletle, ekonomik dengeyle / onların gönlünü almakla yani “hüccet”le olmasını istiyor. Bunun ilkinin “Beddua”, ikincisinin ise “Dua”yla sonuçlanacağını da hatırlatıyor.
Barış Manço’nun bu dörtlüğünün bir diğer anlamı da; “kudret sahibi” olmaktan ziyade “bu kudreti nasıl elde ettiği” önemlidir, onun için “zayıfları ezmedin mi söyle” diyor. Çünkü bu kudret; 2 şekilde elde edilir: 1- Yakıp-yıkarak, zorbalıkla, 2- İlim-irfanla, akılla… İlki kalbe korku, ikincisi ise gönle sevgi… “Zayıfları ezerek” bu kudreti elde etmek, “kısa vadeli” bir kudret olur.
.
KUDRET-ZORBALIK ÖNCÜSÜ EMEVİ-ABBASİ ve
HÜCCET-AKILCILIK ÖNCÜSÜ İMAM-I AZAM’IN “SONLARI”…
Barış Manço “nefsinle değil, aklınla davran, yani zorbalıkla insanlar üzerinde etkili olma, onların gönlünü alarak bunu yap” dediği Şarkısı’nda, “böyle yaparsa sonucun ne olacağını” ise “ardından herkes dua edecek” diyerek açıklıyor. Bunun anlamı; “kısa vadeli bir kudret” sahipliğiyle kalmayacak “ölümsüz olacaksınız” demektir. Çünkü bu “Tarih” boyunca “böyle” olmuştur.
Meselâ kudret sahibi ama “zorba” Arap Emevi-Abbasi, Mevâli yani “Arap olmayanları” hep hor gördü, ezdi, bunlardan biri de İmam-ı Azam. Fakat bugün ne Emevisi kaldı ne Abbasi’si, fakat İmam-ı Azam bugün hala “milyarlarca insana” ufuklar açıyor. Çünkü Emevi-Abbasi “kudret”le, İmam-ı Azam ise “hüccet”le bunu yaptı. Arap Emperyalizmi-kudreti’ne karşı Aklı-hücceti öne çıkaran yani “Arapçılığa karşı Akılcılığın” öncüsüydü.
.
BATI “KENDİ ÇOCUĞU” MAKYAVELLİ’Yİ DEĞİL,
“MÜSLÜMAN ÇOCUĞU” MEMUN’U DİNLEDİ!
Makyavelli “Kudret”le, Manço “Hüccet”le bu işin olması gerektiğini söylüyor. Peki Kur’an “hangisini” destekliyor? Ayrıntıları Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Kitabı’ndan okuyabilirsiniz, ben bu Yazım’da o konuya girmeyeceğim ama “İslâm Tarihi”nden bir-kaç “özet” alıntı yapacağım. Yapacağım alıntıda göreceksiniz ki; Batı aslında Makyavelli’yi “dinlemedi”…
Çünkü Batı bugün “işsiz kalanlara işsizlik parası” dahil, “bütün güzellikleri” sunuyor kendi insanına. Bunu “Müslümanlar” başlatmalıydı ama “onlar” başlattı. Makyavelli’yi dinleselerdi bunu yapmazlar, halkı yokluk içinde yaşatıp-ezmeye devam ederlerdi. Peki Batı’yı Makyavelli değilse “kim” dölledi? Bu “Rönesans” NASIL gerçekleşti? Batı Rönesansı’nın Tohumu’nu “Müslüman Memun” attı. Yani Batı Medeniyeti; Makyavelli’yi değil Memun’u dinledi:
Memun kudretle değil, hüccetle seçkinleşen bir Halife idi. Yani o, Kral Filozof veya Filozof Kral’dı. Enteresandır “Kudretci Arap” tarafından, İmam-ı Azam gibi Halife Memun da dışlanmıştı. Çünkü Babası Harun-u Reşit’in “Arap olmayan bir Cariyesi”nden doğmuştu.
Memun, Fikir Tarihi’ne “Beytül Hikme” (Hikmet-Felsefe Ocağı) denen o “Bereketli Düşünce Kurumu”nu hediye eden ve bu yolla yüzlerce Düşünce Adamı’na yol açan kişidir. Eski Yunan Metinleri’nin Arapça’ya çevrilmesinin “öncülüğü”nü yapan da odur. Bunun bir anlamı da; Batı Rönesansı’nın mayasını çalan büyük ruhların başta gelenlerinden birinin de Memun olduğudur.
Memun, insanlığın çıkabileceği “kudret sınırının ucuna kadar” gelebilmişlerden biri. Ama o, bilgi-ışık-düşünce ve sevgi ile doruklara çıkmayı yeğliyor. Kral Memun “Filozof Memun”u öne çıkarıyor ve bize şu yolda ders veriyor: Madde ihtişam ve kudretini değil, bilgi ışık gücünü seçin, ona güvenin, onunla yücelin, çünkü ölümsüz olan odur. Ölümsüz olan kudret değil hüccettir. (“İslâm Dünyası’nda Akıl ve Kur’an Nasıl Dışlandı” / Sayfa: 16-17)
.
MANÇO “MAKYAVELLİ” DEĞİL, “MEMUN” EKOLÜNDENDİR!
Bu aynı zamanda şu demektir. Her kudret bir “hüccet” değildir ama her hüccet aynı zamanda bir “kudret”tir!!! Barış Manço onun için “kudret”e değil “elde ediliş biçimine” eleştiri getirmiştir. “Hele destur” diye hesap sorması “bundan”dır. Yoksa “gözümüz yok, Allah daha iyi etsin” demezdi. Dediğine göre, “kudretli ol, kudretin artsın hatta ama bu kudreti Makyavelli Öğretisi’ndeki gibi zorbalıkla, zayıfları ezip-horlamakla değil, Memun Öğretisi’ndeki gibi akıl-bilgi-sevgi-paylaşımla arttır” demiş oluyor.
Tarih’e damgasını vuran ve Toplumları şekillendiren “Makyavelli Kudreti” ile “Memun Kudreti” arasında, Manço’nun tercihi belli. “Makyavelli-Manço” değil, “Memun-Manço”dur tercihi, biz de onu yani “Hüccetli Kudret” yolunu seçelim. Barış Manço Şarkısı’nda “zayıfları ezerek değil, onların gönlünü alarak kudret sahibi ol ki, ardından herkes dua etsin, yani ölümsüz ol” diyordu. Ben “kudret için TEK YOL HÜCCET” diyen Memun ve Manço’ya “Allah’tan rahmet” diliyorum, “kudret için HER YOL MÜBAH” diyen Makyavelli’ye içinizden “dua” edecek olan var mı, onu bilmiyorum!
.
.
—————————————–
Murat Yatağanbaba | 18.03.2018
—————————————–

