
ÇALIŞMALARIM’A DESTEK OLMAK İSTEYENLER İÇİN:
1- “DOĞRUDAN/SPONSORLUK” DESTEĞİ:
Yayınlamaya çalıştığım “yeni kitaplarım”ın basımına destek olabilirsiniz. Destek olanların adları veya (isteklerine göre) rumuzlarını “teşekkür” amacıyla kitaplarıma yazıyorum. Telefon ve güncel banka IBAN numaram sitemin “İletişim” bölümünde. (Tıklayın)
2- “KİTAP SETLERİMİ SİPARİŞ” DESTEĞİ:
Yayınlanmış 15 kitabımdan 11 tanesinin stokları mevcut. “Sahibinden” sitesindeki sayfamdan “adrese teslim kolaylığı ve indirimli” sipariş verebilirsiniz. Kitap afişimi tıkladığınızda ilgili sayfa çıkacak.
HZ. ÖMER ve MEME VERGİSİ!
“1800’lü yılların başı..
İngiliz sömürgesi Hindistan’da yalnızca alt sınıftaki kadınlar Mulakaram ismi verilen ‘Meme Vergisi’ ödemeye mecbur tutuldu.
Travancore Eyaleti’nin kralı, kadınlar üzerinde kendi vücutlarında söz hakkı olmada hiç bir sakınca görmedi. Eğer “alt sınıf”tan bir kadın iseniz vucudunuzu kapatmak için, “kapı kapı gezen memurların sizi elleyerek kontrol etmesine izin vermeniz” ve “size uygun düşen vergiyi ödemeniz” gerekmektedir. Ödeme yapmazsanız memelerinizi kapatacak kıyafetleri giyemezsiniz. Çünkü kıyafet “üst sınıflara” mahsustur ve alt sınıf istediği biçimde kullanamaz.
Sudra kastında dünyaya gelen genç kızların kaderi de tıpkı anneleri gibi değişmemişti. Vergi tahsildarları ergenlik çağına gelmiş kızların evlerini düzenli olarak ziyaret edip, kontrollerinin ardından vergilerini tahsil ediyordu. Yoksulluğun en üst seviyede yaşandığı halkın yüksek vergileri düzenli ödeme imkanı zaten yoktu. Onlar da çıplak bırakılmaya zorlanıyordu. Mulakaram sınıflar arası uçurumu gün geçtikçe arttırmaya devam etti.
TA Kİ…
Nangeli kocası ile yoksul ama huzurlu bir evlilik sürdürüyordu. Nangeli’nin hikayesi yalnızca kendi kastında değil tüm ülkeyi etkisi altına alacak bir efsaneye dönüşecekti.
Bir çiftlikte işçi olarak çalışan karı kocanın hayatı vergi memurlarının ziyaret ederek kadının vücudunu elleri ile kontrol ettikleri ilk günden itibaren değişmeye başladı. Vergi memurları,” eğer memelerini kapatmak istiyorsa 1 ay sonra ödeme için geleceklerini” bildirip gitti. Nangeli ve kocasını uyku tutmaz geceler bekliyordu. Sonunda Nangeli: “Sen benim eşimsin, ben kendi bedenimi istediğim biçimde korumak istiyorum. Özgürce giyinip bu konuda vergi ödemeyeceğim. Bu yolculuğumda benimle yürür müsün?” Eşinin de desteğini alan Nangeli, memelerini kapattığı gün memurlara ihbar edilir.
Kapı çaldığında Nangeli evde yalnızdı. Memurlar kapıda beklerken, yasa dışı görülen kıyafetleri ile kapıyı açtı. Adamlar hazırlanması için ona izin verdiler. Nangeli içeri girdiğinde bir orak ile memelerini kesti. Kan revan içinde memelerini adamların ayaklarının dibine atıp: “Alın, ben vergimi ödedim, bizi rahat bırakın artık”. Kocasına haber ulaştığında eve geldi ama ne yazık ki güzeller güzeli karısı ölmüştü.
Nangeli’nin ölümünden sonra köyünde başlayan protesto eylemleri tüm ülkeyi etkisi altına aldı.
Kamuoyunun baskısına daha fazla dayanamayan yönetim sonunda ‘Meme Vergisi’ni kaldırmak zorunda kaldı. Nangeli güçlü ve cesur bir KADIN olarak yalnızca kendine yapılan bir zülme karşı çıkmadı. Kendisiyle başlayan bir VAR olmanın fitilini ateşledi……
BBC news
Angela Karen
Nangelis story
Gazanfer Eryüksel (Paylaşan Nezat Alkan)
.
HZ. ÖMER de “İNGİLİZLER GİBİ” KADINI BÖYLE SOYMUŞTU!
Bu “olayın aynısı” Arabistan’ın Hicaz Bölgesi’nde de yaşandı. Tıpkı Nangeli gibi alt sınıftan (“köle/cariye” diye okunur) bir kadın başını kapatmıştı. Bunu gören oranın “yöneticisi” Hz. Ömer “sen hür kadınlara mı özeniyorsun köle” diye hışımla kadının başındaki örtüyü çıkarıp-atmıştı! Eğer ki o köle kadın da tıpkı Nangeli gibi Hz. Ömer’e “ben bir bireyim ve istediğim gibi giyinirim” diye resti çekseydi, belki de Ortadoğu’da kadınların verdiği mücadele “o zamanlar” başlayacak ve de 1.400 yıllık bir yol alınmış olacak, İran’daki kadınlar bu mücadeleye daha 1 yıl önce başlamak zorunda kalmayacaklardı.
Hintli kadının memesi, Arap kadının kafası… “Ne çekti” be bu kadınlar bu erkeklerden!!!
Hz. Ömer “neden böyle” yaptı? Çünkü adamların yaşantısı öyle… Hürler örtünür, köle-cariye olan kadın-erkekler ise “o çöl sıcağına” rağmen kıçı-başı “açıkta” yaşar-çalışır! Çünkü köle dediğin “alınıp-satılan mal”dır. Alıcısı “kavun-karpuz” veya “öküz-davar” seçer gibi “herbir yerini görerek, elleyip-tokatlayıp-koklayarak” seçebilmelidir, çünkü tıpkı İngilizler’in sistemindeki gibi “memesinin büyüklüğüne göre” fiyatı belirlenir. Onun içindir ki Arap kadını da, tıpkı Hintli kadın gibi “memelerini” örtemez! O kadar ki, köle-cariye ama Müslüman bir kadın, “namazını bile” böyle “memeleri açıkta” kılmak zorundadır.
Oysa ki Kur’an bile bu “gerizekalı gelenek-görenek” ile yıllarca mücadele etmiş ve en sonunda da hicretten yaklaşık 4 yıl sonra “bitirmiş”tir:
…Kölelerinizden, hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul ediniz. Onlara, Allah’ın size verdiği maldan veriniz… (Nur Suresi | 33. Ayeti)
.
MEZHEP MEZBELESİNDE “BALDIRI-ÇIPLAK”
YARIŞINDAKİ “SANTİMETRE” SOYTARILIĞI!
Peki bu ayeti “ipleyen” olmuş mudur? HAYIR! “Yok” sayılmıştır. Bırakın Hz. Ömer devrini-mevrini falan, ondan “asırlar” sonra oluşmuş olan “mezhepler”de bu “hükme” bile bağlanmıştır. Bu mezhep mezbelesinde (“çöplüğünde” diye okunur) cariyelerin/kadınların “nasıl” giyİnebileceğiyle ilgili “santimetre yarışı”na bile girmişlerdir. Hambelisi “götünden aşağıya doğru baldırı 1 parmak”, Maliki “bir karış”, Hanefi “1,5 karış örtebilir daha fazla değil şekerim” diyerek lütfetmişlerdir! Geleneğine-göreneğine-töresine “tükürdüklerim”, o kadarına da izin vermeseydiniz de “anadan üryan” dolaştırsaydınız sokaklarda sırf hür değil köleler diye! Memeleri hepten açıkta olacak, götü-başı-baldırı ise “sadece 1 karış kapatılabilir, bu kadarına lütfedip-müsaade ettik” ne demek!
Mezheplerin “bire-bir uyguladığı” ahiliye devri kalıntısı bu “iğrenç uygulama”da cariye kadın memesi açıkta, önü-arkası ise sadece bir karış kapalı… O çöl sıcağında başını örtmeye mi kalktı “din elden gidiiyyyyihhh”… Bunların “ruhsal torunları” durur mu, onlar da “hür kadının saçının 1 teli görünürse din elden gidiyyyyihhh”… Hatta o 1 teli görünen hür kadın cehennemde 70 bin yıl cayır cayır yanacak! Bu “nasıl bir dengesizlik”tir Allah’ın “dengesiz ve ağır” ruh hastaları?
Bu “meme Müslümanlığı” maskaralığını bilin ve “ibret” alın! “Nasıl” alacaksınız?! Siz de “kendi” geçmişinizden gelen gelenek-göreneği, töreyi-tabuyu “sorgulayarak” elbette! Tabi ki bu sorgulamayı yapabilecek Hintli Nangeli kadarcık bir cesaretiniz/yüreğiniz varsa! YOK maalesef.
Olmadığının kanıtı da “2023 yılı”nda bile Hz. Ömer ve Mezhepler’in “kafası”nın devam etmesidir! TBMM’deki “böyyük Müslüman ERKEKLER”den biri “yüreğin yetiyorsa kanun çıkarak”, diğer “ondan daha böyyyük Müslüman olan”sa “yiyorsa Anayasa’ya yazak” diyor!!! Tıpkı “İngiliz kafası” bunlarınki! O nasıl ki “memesini örtemesi”ni kanuna bağladıysa, bu da “kafasını örtmesi”na kanun ve hatta Anayasa’yla bağlayacak!
.
KILPEREST DİNCİLİKTE, BALDIR-MEME MEZHEPÇİLİĞİ!
(İKTİDAR ve MUHALEFET “HADDİNİ” BİLMELİDİR!…)
O halde bu konuda “1 arpa boyu” bile yol alamamışız. Çünkü 1.400’lerde Hz. Ömer ve sonrasında Mezhepler, 1800’lerde Hindistan’daki İngilizler “neyse” 2000’lerde de “aynı nakarat”… Bir kadının vücudunun orasını veya burasını “kanun-yasa veya anayasa”yla kapatmak veya açmak! Arap ve Hintli köle/cariye kadınların memeleri, hür kadınlarınsa başları… Sonra, “başını örtmüş ama bizim kanunlara göre (“şeriat kılıfıyla bizim keyfimizin kâhyasına göre” diye okunur) örtmemiş şekerim” diyerek İran’daki kadını önce tutuklama, sonra da öldürme…
Bu konuda iktidar ve muhalefetin “haddini bilmesi” ve kırıp dizini oturması gerekir. Siz kadının nasıl giyinip-giyinmeyeceğini “devlet zoru”yla belirleyemezsiniz. Bunu “devlet veya mezhep”le yapmaya kalkmak tarih boyunca rezillikler ve ölümlerden başka bir şey getirmemiştir ve de getirmeyecektir. Örnek alacağınız kişi, tarihte bunu “çözebilen” tek kişi olan Atatürk’tür. O da Hz. Ömer gibi “zorla başını açmak” da değildir, Mezhepler gibi “zorla baldırlarını ve memelerini açmak” da, İngilizler gibi “zorla memelerini açmak” da değildir, bunlar saygısızlık ve hadsizliktir… Kadınlar “gerizekalı/eksikakıllı” falan değildir, bulundukları ülkenin örfü ve iklimine göre giyinmesini bilirler, yani Atatrük’ün yaptığı gibi hiçbir şekilde “karışmamak”tır!… “Baldır-Meme Mezhepleri”ne de, “saç-kılı fetişistleri”ne de, “kılperest dincilere” de duyurulur!


