
ALLAH’IN HESAP GÜNÜNDE “İLK SORACAĞI” HESAP!
Bugün size, “Kur’an’daki din”den “hiç anlatılmayan”, daha doğrusu Dinci Uyuz’un “üstünü örttüğü ayetler”den birini daha anlatacağım. Anlatacağım ki, Dinci Uyuzluğu zaman zaman “Dinci Kahpeliğe” vardıranların örttüğü bu örtünün “yırtılıp-atılması”nda bir katkım olsun ve ayet “müslümanların hayatları”na girebilsin!… Müslümanların hayatlarına “sümme haşâ” girmeyen bu konu şu:
Güneş büzülüp dürüldüğünde, yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde, dağlar yürütüldüğünde, o bakmaya kıyılmayan develer kendi hallerine bırakıldığında, vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler kaynatıldığında, benlikler çiftleştirildiğinde, o diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda “hangi günah yüzünden öldürüldü” diye!… Sayfalar açılıp göz önüne konduğunda, göğün örtüsü soyulup indirildiğinde, cehennem kızıştırıldığında, cennet yaklaştırıldığında, her benlik önceden ne hazırlamışsa bilmiş olacaktır. (Tekvîr Suresi | 1-14. Ayetleri)
Ayeti okudunuz ama “müslümanların hayatlarına giremeyen ayet”ten “neyi kast ettiğimi” tam anlayamadınız, çünkü ayet “büyük kıyametin kopmasını ve cennet-cehennemin kurulmasını” anlatıyor. Bu normaldir, çünkü “okumak” denince “besmele görmüş şeytan gibi” kaçan bu “yığınlar”, bir metni nasıl okuyacağını bilmiyor, dolayısıyla da “çıkarması gereken mesajı” çıkaramıyor. Doğru, ayet kıyameti ve ödül-ceza denklemi sonrası cennet-cehennemi anlatıyor ama bir de “bir soru”dan bahsediyor! O da “, o diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda ‘hangi günah yüzünden’ öldürüldü” sorusudur!
Peki bu “ne demek”tir? Elimizde 3 unsur var. 1- Büyük kıyamet koparken yaşanacak o korkunç olaylar, 2- Cennet ve cehennemin yaklaştırılması ve 3- Sorulacağı söylenen bir soru!
.
“CENNETİN KAPILARI ve KADIN HAKLARI” DENKLEMİ!
Bu şu demek: Yüce Allah’ın kıyamet koptuktan sonraki hesap gününde soracağı, yani kullarını hesaba çekeceği “ilk” hesap konusu; “kadın hakları” konusudur!!! Evet, insanların “ilk hesap vereceği” konu bu olacaktır. Yoksa o konunun anlatıldığı olayda “bu soru” o ayetlerin arasında “neden” sorulsun, “süs” diye mi?! Hayır, “süs olsun” diye sorulan bir soru değil, “sınav sorusu”dur bu, hem de “en zorlu, en çetini”nden…
İşte bu ayet, 1400 yıldır müslümanların “işkencesi”ne maruz kalmaktadır. Öldürülen, dövülen, horlanan, çalıştığı halde “erkeğin yarısı” kadar maaş verilen kadınlar… İşte her kadın bunlara her maruz kaldığında bu ayet “inlemekte”dir. İnlemesi “arşa” değmektedir. Allah da -Tekvîr Suresi’nin 1-14. ayetleri arasında anlattığına göre- ilk hesabı bu konuda görecektir. Bu “hesabı veremeyen”ler, 1 milyon rekat namaz da kılsa, ömrünü oruçlu da geçirse, her sene hacca da gitse, cenneti değil düşünde, sittin sene bile göremeyecektir. Bu “böyle”yken, şu kendisine “müslümanım” diyen erkeklerden kaç tane “kadın hakları savunucusu” çıkar!
Hele hele “hacca giden” şu “hacı amcalar”dan?!!!
.
CENNETİN YOLU, HAC’DAKİ “SEFÂ-MERVE” ARASI!
(İsmail’in Anası “Hacer Üzerinden” Verilen Mesaj!)
Çünkü hacda hızlı hızlı “Safâ-Merve” arasında gidilir-gelinir. Bu gidip-gelici müslümanlar “ya hu biz niye buradan buraya böyle hızlı hızlı gidip-geliyoruz, bu ne için” diye düşünmezler. Çünkü müslümanlarda işin “posası” kalmıştır, “öze” yani “yapılan işin mesajına/hikmetine dair” düşünmek sümme haşâ yoktur, şuursuzluk diz boyudur. Ezbere ezbere/anlamadan okur, şuursuz şuursuz yapar geçerler ve bu yüzden de (sadece 13. yüzyılın bir dönemi hariç) 1400 yıldır dünyada “sürüm sürüm” sürünmektedirler.
O Safâ-Merve arasındaki bölgede bir kadın (İbrahim Peygamber’in eşi Hâcer) çocuğu İsmail açlıktan-susuzluktan perişan haldeyken ordan oraya koşturup duruyordu, “bir kervan geçerken denk gelirsem yardım isteyeyim de çocuğum kurtulsun” diye çırpınıyordu. İşte o Safâ-Merve arasındaki o hızlı hızlı/koşarcasına gidip-geliş, o kadınla sembolleşen “yavrusu için çırpınan imajı” içindir. Yani Safâ-Merve arasında hızlı hızlı koşturanlar “ben ülkeme döndüğümde yavrusunu büyütmek için çölde çaresizce ama bir umut çırpınan ve bu yüzden de hakkı ödenemeyecek olan için, yani ‘kadın hakları için” mücadele edeceğim” demiş olurlar.
Hiç bunları düşünmeyin, hesap gününde “rabbim Allah, peygamberim Muhammed ve de mezhebim Hanefi” cevabını vererek “cennete gideceğinizi” sanın! Ahiretteki hesap gününde bu tür “soru-moru” sorulmayacak, çünkü öyle olsa “insan” denen bu “şeytana pabucunu ters giydirici” üçkâğıtçı iblis-i ekber, “içinden gelmese bile” bu soruları o şekilde cevaplar ve geçer hesaptan. Onun içindir ki Allah “o gün AĞIZLARINI MÜHÜRLERİZ, bize elleri konuşur, ayakları da şahitlik eder” diyor Kur’an’da…
O halde, 2-3 soru cevaplayarak veya namazınıza-niyazınıza güvenerek cennete gideceğinizi falan sanmayın. O iş namaz-niyazla olacak olsa, Ebu Cehil Hz. Muhammed’den “daha çok” kılıyordu, hatta “burada ibadet senin değil bizim hakkımız” diyerek peygamberi Kâbe’den kovmaya bile kalkacak kadar çok…
.
TEKVÎR SURESİ’NİN HAYATA “İLK DEFA”
DOKUNUŞU: “ATATÜRK” ve DEVRİMLERİ!
İşte Allah’ın Müslümanların bu “hesabını veremedikleri ve veremeyecekleri büyük cürümleri” yüzünden “yüzüne kapattığı” o cennetin kapılarını, 1400 yıl sonra “sadece ve ilk defa” Mustafa Kemâl Atatürk açmış/açtırmıştır. Şöyle ki:
Cumhuriyet kurulurken İstanbul-Üsküdar’da bile “Kadın-Köle Pazarı” mevcuttu, cumhuriyet aydınlanmasıyla bu rezillik kaldırıldı ve Atatürk sayesinde kadınlar kölelikten kurtuldu. Yetmedi, “ulema” adlı “uluyan itler”in fetvalarıya kız çocukları okutulmuyordu, tarihte ilk defa kızlar da Atatürk sayesinde okuma-yazma öğrendiler. İtilen-horlanan-sürüklenen kadınlara “sizler sürünmeye değil, omuzlarda yükselemeye layıksınız” diyerek yüceltti. “Kadınlar da ülke yönetiminde hem seçme, hem seçilme hakkına sahip olmalıdırlar” dediğinde, “böyüük müslümanlar” o kadar sinirlendiler ki, “haspalarını/kadınları da al ve bu meclisten ‘siktir ol git’ diye kafasına ‘odun’ fırlattılar ama o vazgeçmedi ve bu hakları kadınlara verdi. Bütün bunlar olurken mecliste kendisine sadece “siktir çeken” değil “silah çeken”ler bile oldu. O “silahı ve siktiri” aslında Atatürk’e değil, “Kur’an ayetine” çektiklerinin bile farkında değillerdi bu “haspa” haklarına karşı çıkan “hacı” amcalar!!!
İşte özetlediğim bu süreç ve sebeplerden; Tekvîr Suresi “cennette başköşeye kurulma hayali” kuran Dinci Uyuzlar’ın 1400 yıldır suratına tükürüyor, “kafasına odun fırlatıp ‘cehennem kütüğü’ ilan ettikleri” Atatürk’ü ise “alnında öpüyor”…
Tekvîr’in tükürdüğü dinci ve Tekvîr’in öptüğü Mustafa Kemâl’i…
Demem o ki, eğer ki bu “müslümanlar” denilen kadın düşmanları cennet yüzü göreceklerse, Atatürk’ün “yüzü-suyu hürmeti”ne görecekler. Çünkü 1400 yıl sonra cennetin kapıları ilk defa Tekvîr Suresi üzerindeki örtüyü kaldıran Atatürk sayesinde açılmıştır. Cennet kapılarının “kiliti” Tekvîr Suresi’dir, o kiliti açacak “anahtarı” da müsümanlara –peygamberden sonra- Tarih’te ilk defa ve sadece “Mustafa Kemâl Atatürk” vermiştir. Şimdi bu böyleyken dinciler cennete Atatürk cehenneme gidecekmiş!!! Öyle mi?!!! Siz buna gerçekten inanıyor musunuz? Yaşar Nuri hocanın bu iddiaya verdiği cevabıyla bitirmek lâzım o zaman: “Atatürk cehenneme bu dincilerse cennete gidecekmiş, sen cenneti AHIR mı sandın HAYVAN!”
Ali Akın Yaşar Nuri Öztürk Murat Yatağanbaba Kadın Hakları

