
Okuyacağınız bu makale;
“13 yıllık” bir araştırma sonucunda ortaya çıkmıştır.
“6 alt başlık”tan oluşmaktadır, okuma süresi yaklaşık “16 dakika”dır.

4 Eylül Sivas Kongresi’nin “100. Yılı”ydı… Doğal olarak Sivas’da resmi törenler ve bazı etkinlikler yapıldı. Fakat ben -bir sonuç çıkmasını beklemesem de- bambaşka / üstünde hiç durulmayan bir konuya değinmek, daha doğrusu “hatırlatmak” istiyorum. Çünkü adeta “balık hafızalı”, dolayısıyla da “vefadan nasipsizlik”te bir “marka” oldu Türk Toplumu!… Bunun bir başka ifadesi, geçmişini unuttu. Bir milletin geçmişini unutup-unutmadığı; yıldan yıla yapılan rutin devlet törenleriyle değil, 365 gün boyunca süren bir şuurla mümkündür.
Yoksa hatalar ve doğrular tarih / zaman içinde birbirine karışır, karışınca da yetişen yeni nesiller bu karışıklığı çözemezler. Çünkü “tarih şuuru” daha çok “bilinçaltı”yla ilgili bir konudur. Bu “bilinçaltı” ve “tarih şuuru” bağlantısını niye açtım, aşağıdaki haberi ve sonrasında haberdeki teklifin gerekçesini okuduğunuzda anlayacaksınız:
.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; geçen hafta vücut bulan menfur hadise üzerine bu konuşmayı bu haftaya aktardık. Bu, aslında, geçen hafta, yani 18 Mayısta Meclis Başkanlığına verilen ve tescil edilen bir kanun teklifiyle ilgili sizin yüksek vicdanlarınızda ve takdirlerinizde bir dikkat vücuda getirmeye yöneliktir ve tabiî, Türkiye’yi ciddî biçimde rahatsız eden ve tarihe yalan söyletilerek dünyanın önüne çıkarılan bu soykırım iddialarına da bir cevap niteliğindedir.
İfade etmek istiyorum ki, değineceğim bu kanun teklifimiz, geçen hafta yitirdiğimiz cumhuriyet şehidi hâkimimizin hatırasına da, cebinden kimliği yanında Kur’an-ı Kerim çıkan hâkimimizin hatırasına da bir saygı olacaktır. Arkadaşımız Havza’dan bahsetti. Evet, 19 Mayıs Samsun ve 24-25 Mayıs Havza ve arkasından Amasya, Amasya Tamiminden sonra da büyük Kurtuluş Savaşı destanının büyük meşalesini yakan Erzurum Kongresi (23 Temmuz) ve 4 Eylül Sivas Kongresi. Erzurum ve Sivas kongrelerinin anlamı ve hatırası, modern Türkiye’nin oluşumundaki yaratıcı iradenin felsefî, hukukî ve askerî ufuklarının can veren iki büyük ışık kaynağıdır. İman, o büyük kongrelerde iradeye, enerjiye ve hamleye dönüşmüştür.
Değerli arkadaşlar, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin her biri birer ölümsüz meşale, hüviyet ve kutsiyetinde olan delegelerine, ne yazık ki, gerekli olan tazim, şükran ve minnet borcumuzu ifade ettiğimizi söyleyemeyiz. Ciddî ihmallerimiz vardır. Kurtuluş Savaşı gibi bir destanın hayat ve hareket meşaleleri olan Erzurum ve Sivas Kongreleri delegelerinin birçoğunun bugün mezarları bilinmemektedir. Hangi şehirde yattıkları bilinmemektedir. Türkiye’de 29 ile yayılmış bu mezarlar. Bunların hangi illerde olduğunu uzun bir çalışmayla dosyaladık; fakat, mezarları hangi mezarlıkta ve hangi mezardır sorusu hâlâ cevapsızdır.
.

Son yıllarda, özellikle son günlerde olup bitenlere bir dikkat etmek lâzım. Hıristiyan ülkeler âdeta sıraya girmiş, tarihe yalan söyleterek, bizi Ermenilere soykırım yapmakla itham ve ilzam etme girişimleri sergilemektedirler. Bunlara bir yenisi eklendi biliyorsunuz, Selanik’te Pontus Rum soykırım anıtı dikildi. Hem de Atatürk’ün evinin birkaç metre yakınına.
Çanakkale’de Anzaklar neredeyse bizimle yer değiştirme noktasına geldiler. Yani, Çanakkale’de son birkaç yıldır sergilenen manzara, Çanakkale’nin mağdur ve mazlumu olan Mehmetçik’i Çanakkale’nin saldırganı konumuna getirmeye doğru bir tırmanışa geçmiştir. Bunu, bu Büyük Meclisin önünde ve milletimizin huzurunda, duyduğum kaygıyla ifade etmek istiyorum. Bir süre sonra, sayın milletvekilleri, Anzaklar orada da bir soykırım anıtı dikmeye kalkarlarsa çok şaşırtıcı olmayacaktır. Öyle bir tırmanış var. Sanki biz Çanakkale’ye saldırdık ve Anzakları ve benzerlerini orada biz katlettik gibi bir bilinçaltı yaratılıyor dünya kamuoyu önünde.
.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar olurken, bizim de yapacağımız şeyler vardır. Bunlar, zamanı çok geçmiş görevlerdir. Şehitlerimizin serzeniş ve sitemine, belki de beddualarına bizi maruz bırakacak ihmaller vardır. Bu duygular içinde, bilgilerinize, takdir ve tasviplerinize arz etmek üzere, Meclis Başkanlığına vermiş bulunduğum, Halkın Yükselişi Partisi olarak verdiğimiz kanun teklifinin başlığı şudur… Vicdanlarınıza bir kere daha arz ediyorum; cumhuriyet tarihinde, ilk defa, çok gecikmiş…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
(Devamla) – Efendim, bitiriyorum, birkaç cümle daha…
Kanunun başlığı şudur: “Erzurum ve Sivas Kongrelerine Katılan Delegelerin Mezarları Hakkında Kanun Teklifi.” Bilgilerinize arz edilmiştir. 9 maddelik bir kanun teklifidir. Anadolu ve Rumeli’de, ülkenin doğusunda ve batısında, kuzeyinde ve güneyinde 29 ile yayılmış bu mezarların, delegelerin askerî kişiliği olanlarının mezarlarından farklı olduğunu ifade etmek istiyorum. Askerî olanlar zaten devlet mezarlıklarında yerini almışlardır; ama, sivil olanları, bugün, nerededir, kimdir, nerede yatar, belli değildir.
İçte ve dıştaki yıkıcı gayretlere karşı halkımızın tahkim edilmesinde, millî mücadelenin meşalesi niteliğindeki bu kahramanlarımızı birlik ve beraberliğimizin sembolü olarak öne çıkarmak, görülür hale getirmek, çok hayatî bir bilinç ve direnç yaratacak nitelikte ve önemdedir. Onların yüce kişiliklerine, iman ve şuurlarına uygun, küçük, fakat, anıt nitelikli tek tip mezarlarda birlik ve beraberliği elle tutulur hale getirmenin bize düşen bir vicdan borcu olduğu inancındayız. Erzurum Kongresine 54, Sivas Kongresine 31 delege katılmıştır. Bazıları her iki kongreye de katılmıştır. Bunların askerî olanlarını, devlet mezarlığında yatanlarını çıkarırsanız, nihayet, bir avuç kahraman kalacaktır.
Bu adsız kahramanların, bu nazik ve hassas günlerde, mezarlarının mütevazı anıtlara dönüştürülerek, milletimizin iman ve şuurunun bir heyecanla tahkim ve takviye edilmesinde büyük anlamı olacağı kanaatindeyiz. Bunu sizlere buradan arz etmek istiyorum. Bu kanun teklifi, Büyük Millet Meclisimizin üyelerinin tümünün iradesini ve isteğini ortaya koyan tarihsel bir belge olarak da, hem yurt içinde hem dünya kamuoyunda çok anlamlı olacaktır kanaatindeyim. (Türkiye Büyük Millet Meclisi / Genel Kurul Tutanağı / 22. Dönem / 4. Yasama Yılı / 107. Birleşim / 25.05.2006)
Yazımın başlığını “TBMM’de kabul edilmeyen” diye attım ama daha doğru ifade “TBMM’de görüşülmeyen”dir. Çünkü bu teklifi TBMM’de oylanmadı bile, çünkü komisyondan geçmedi, geçseydi haberim olurdu… Hocamız’ın bu konuşmayı neden yaptığına / bu teklifi neden verdiğine gelince… Konuşması öncesinde TBMM’de kürsüye çağrılışı şöyle olmuş:
Gündemdışı ikinci söz, soykırım iddiaları ve Türkiye’nin mukabil tavrıyla ilgili olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Yaşar Nuri Öztürk’ün. Buyurun Sayın Öztürk. İstanbul Milletvekili Yaşar Nuri Öztürk’ün, Selanik’te Pontus Rum soykırımı anıtı dikilmesi üzerine duyduğu kaygıya; Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılmış olan delegelere birlik ve beraberliğimizin sembolü olarak anıt mezar yapılmasının önemine ilişkin gündemdışı konuşması…
*
Yani Hocamız; yazımın başında bahsettiğim sebepten bu teklifi verdi. Onun için “İçte ve dıştaki yıkıcı gayretlere karşı halkımızın tahkim edilmesinde, millî mücadelenin meşalesi niteliğindeki bu kahramanlarımızı birlik ve beraberliğimizin sembolü olarak öne çıkarmak, görülür hale getirmek, çok hayatî bir bilinç ve direnç yaratacak nitelikte ve önemdedir” diyor!
.

Hazır bu “Sivas’daki Delegeler”tan bahsetmişken, konuşmasındaki “Çanakkale’deki Anzaklar”a da değinerek yazımı (“Tarihimiz’e, Şehitlerimiz’e ve onlar için bu ‘kanun teklifini’ veren Hocamız’a vefamı” diye okunur) bitireyim: Balık hafızalı ve vefadan nasipsiz Türk Toplumu’nun ruhu bile duymadı ama Hocamız’ın “bu dediği” de gerçekleşti, daha doğrusu bu yönde “şeytanın bile aklına gelmeyecek” RESMİ bir adım atıldı.
Avrupa’da bir ülkede, bir üniversitede, “Türkler Çanakkale’de savunma yapmadı, saldıran taraftı” diye bir “Doktora Tezi” hazırlandı ve bu tezi de Tez Heyeti “onayladı”… Bu konunun ayrıntılarını ve yapılması gerekenleri -eğer Yeni Sezon’da da programı devam ederse ve beni davet ederse- “Mustafa Tahir Öztürk ile Söz ve Işık” programına konuk olduğumda televizyondan anlatacak ve halkımızı bu konuda bilgilendirmeye çalışacağım. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim:
.

Bazılarınız “bu işler nasıl bu hale geldi” diye şaşırabilir. Nasıl bu hale geldiğini / tarihi süreçte yaşananları, yani Yunanistan’daki Soykırım Anıtı ve Çanakkale’deki Savunma değil saldırı iddiası ve dayatmasına “nasıl” gelindiğinin özetini; benim “Güllerin Efendisi Hazreti Muhammed Sürgünde”, daha ayrıntılı bilgileri ise “Allah Hepinize Böyle Dönekliği Nasip Etsin”adlı “Cem Karaca Apoloçya / Savunma” kitabımın “genişletilmiş yeni baskısı”nı okuyanlar az-çok tahmin etmiştir. Her iki kitabımda da “14’ün 13’ü” adlı bir makalem var. “Bu işlerin nasıl bu hale geldiği”yle ilgili tarihi süreci ve bu süreç sırasında kimlerin nasıl aval aval baktığı o makalemde yazıyor.
Tarih sadece “cephede savaşlar”la şekillenmez, aynı zamanda / sonrasında “onların torunları”nın tutum ve davranışyarıyla da şekillenir. “Kabri”nden “Tezi”ne kadar bu savaş bugün de “devam” etmektedir. Bu yüzden Sivas Kongresi’nde milli mücadelemizi başlatan ve doğru düzgün bir mezarları bile olmayan dedelerimizin torunları olarak biz de üzerimize düşeni yapmalıyız. Dünya barışı ve kardeşliğinin başka çaresi de yoktur! “Haklı” olduğumuz konularda kendimizi ifade edemezsek, “haklıyken haksız” duruma düşeriz. Bunu önlemek için de önce “bilgilenmeli”yiz, “vefa göstermeliyiz” ve bunların sembolü olarak da “anıt mezarı”ndan “doktora tezi”ne kadar HER ALANDA cihadımızı sürdürmeliyiz.
.

Ben istesem, her iktidar değişikliğinde iktidarlara yalakalık kokan yazılar yazar ve baya da bir köşeyi dönerdim. Bunu yapmak yerine “neden” seçimlerde % 1 bile oy alamamış bir siyasi parti ve liderinden Türkiye gündemine göre fikirler ve projeler aktarıyorum. Çünkü ben biliyorum ki; her ne kadar Türkiye’de insanlar “düz beyinle” ve doğal olarak “düz mantık”la “siyasi başarı”yı seçimde alınan oyla ölçse de, bunun gerçekle hiçbir alakası yoktur. Gerçek ölçü o olsaydı, Alman Üniversiteleri barajı geçmiş partilerin genel başkanları hakkında doktora tezleri hazırlatırlardı ama öyle olmadı. “İlahiyatçı Yaşar Nuri” ile ilgili dünyada 10’ndan fazla doktora tezi hazırlanmışken, iş bununla da bitmedi ve Alman Üniversitesi’nde “Yaşar Nuri’nin Siyaseti” konulu tez de hazırlandı!!!
Ben daha önce Yaşar Nuri Hocamız’ın İl Başkanları Toplantımız’da anlattığını yıllar sonra açıklamış ve Amerika’nın “ensene bir kurşun sıktırırız” dediğini e-Gazete Dönence’yi yayınladığım yıllarda kamuoyuna duyurmuştum. Benden 5 yıl kadar sonra bu başka biri tarafından “Türkiye’nin Hocası Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Anısına”kitabında da yazıldı.
Türk insanı seçim sonuçlarına baksa da, seçimlerde % 1 oy bile alamamış Yaşar Nuri Hoca ile ilgili -gördüğünüz gibi- Amerika “öldürme tehtidi”yle, Almanya ise “doktora tezi”yle seçim sonucunun “tam tersine” Türk seçmeninin “algılayamayacağı” bir ilgi gösteriyor! Çünkü Amerika ve Almanya biliyor ki, Yaşar Nuri Öztürk’ün siyasi fikirleri ve projeleri Türkiye’nin “geleceğini / kaderini” değiştirebilecek çapta tezlerdir, yani Yaşar Nuri Öztürk “devlet adamı ciddiyeti” taşıyan bir siyasetçidir, TBMM’deki “sürüsüne bereket” dolulukta olan “pazaryeri politikacıları” gibi değildir.
Süleyman Demirel’i 7 defa “gönderip” 8 defa “geri getiren” NE HALT ETTİĞİ BELİRSİZ bu seçmeni bilmem ama ben üzerime düşeni yaptım ve -bu yazımı okuyuncaya kadar- kimselerin hatırlamadığı, zaten de bilmediği (çünkü bunu bir TBMM kayıtlarında görebilirsiniz, bir de -ben o yıllarda ‘Denizli İl Başkanı’ olduğum için- Denizli’de çıkan “Denizli Gazetesi”, KOCA ÜLKE ve BASIN’da bunu doğru-düzgün ‘haber’ yapan bile olmamıştı) Yaşar Nuri Hocamız’ın “HYP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili” kimliğiyle yaptığı TBMM Konuşması’nı hatırlattım. İşin peşini bırakmayacağımı ve bu Sivas’taki Kahramanlarımız’a gösterdğimiz vefasızlıktan sonra, Çanakkale’ye saldırıya yönelik Üniversite Doktora Tezi hançerine karşı da televizyonda konuşacağımı belirttim. Ben ancak “bunu” yapabilirim, çünkü benim elimde “kalemimden başka” bir şey yok, sadece anlatıp-öğretebilirim. Gerisi / anlatıp-öğrettiklermin icabını yapıp-yapmamak bu millete, imkân sahiplerine ve siyasetçilerimize kalmış!
Sanırım yazımı Hocamız’ın şu sözleriyle bitirmek, en doğrusu olacak: “Bunlar, zamanı çok geçmiş görevlerdir. Bu işlerde şehitlerimizin serzeniş ve sitemine, belki de beddualarına bizi maruz bırakacak ihmallerimiz vardır…”
——————————————–
Murat Yatağanbaba | 04.09.2019
——————————————–
.
EYLÜL 2020 NOTLARI
NOT-1: Yazının Facebook’ta yayınlandığı gün Mustafa Tahir Hoca WhatsApp mesajı yazdı ve “Ulusal Kanal’dan aradılar, Söz ve Işık bu sezon / 2020 yayınlanmayacak” dedi… Yazımın üstünden “1 yıl” geçti. (Televizyon ekranından anlatma imkânı olmayınca, “banka kredisi ile ciddi bir altyapı yatırımı” yapıp “kendi programlarımı tekrar çekmeye” karar verdim. Nitekim 4 ay aradan sonra geçen hafta yaklaşık 1,5 saatlik bir program çekip “tamamı”nı Youtube’ye, “bazı bölümleri”ni ise Facebook’a yükledim.) “Televizyon Programı”nda anlatma imkânı bulamayınca, yazımda bahsettiğim “10 yıl geçmeden Yaşar Nuri Öztürk’ün uyarısı gerçekleşti” dediğim bölümü “Yatağanbaba ile Evrenselliğin Dorukları” adlı “İnternet Programım”da çekip-anlatacağım.
NOT-2: Yazımda bahsettiğim “Allah Hepinize Böyle Dönekliği Nasip Etsin” adlı Cem Karaca kitabım elimde hiç kalmadı, yeniden yayınlamaya çalışıyorum. Bunun yanında yayınlamaya çalıştığım “8 yeni kitabım” da var. Çalışmalarıma ve kitaplarımın basımına destek olmak isterseniz, “İletişim” bölümünde yazan IBAN numarama desteğinizi gönderebilirsiniz. Teşekkürler…
.

.

.

